KIRLANGICIN AŞKI
Bir kırlangıç, bir adama aşık oldu. Ve adamın penceresinin önüne konup ona Ben seni çok seviyorum, lütfen pencereyi açıp beni içeri al da birlikte yaşayalım dedi. Adam Olmaz alamam... Sen bir kuşsun ve bir kuş bir adama aşık olamaz! diye yanıt verdi. Kırlangıç bir süre sonra tekrar geldi ve Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canın da sıkılmaz birlikte yaşar gideriz... dedi. Adam onu yine geri çevirdi. Zaman geçti, sonbahar geldi. Kırlangıç üçüncü ve son kez pencerenin önüne konup adama tekrar şöyle dedi: Lütfen beni içeri al... Artık soğuklar da başladı, dışarıda kalamam biliyorsun ben sıcak havalarda yaşayabilirim yalnızca... Beni içeri almazsan sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri al da burada kalayım. Birlikte yemek yer, omzuna konar, seni neşelendirir, sana yarenlik ederim. Hem sen de benim gibi yalnızsın... Adam, Git derhal başımdan!.. Ben yalnız kalırım dedi ve kuşu kovdu... Kırlangıç da bu yanıt üzerine üzüntülü bir biçimde uçtu ve uzaklara gitti. Adam kırlangıç uzaklara gittikten sonra düşünmeye başladı. Ben ne aptal, ne kadar akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık dedi kendi kendine ve kırlangıcı sıcak ülkelere gönderdiği için çok pişman oldu. Adam pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. Sonunda kendi kendine Nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir. Ben de onu içeri alırım, birlikte mutlu bir yaşam süreriz dedi. Ve penceresini sonuna dek açıp beklemeye başladı. Yazın gelmesiyle kırlangıçlar da gelmeye başladı. Ama onun kırlangıcı gelmemişti. Adam yazın sonuna dek hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında bekledi ama boşuna... Kırlangıç yoktu. Gelen kırlangıçlara sordu ama onun kırlangıcını gören olmamıştı. Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitti. Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişinin verdiği yanıt çok kısa olmuştu: Kırlangıçların ömrü 6 aydır... Yaşamda kimi fırsatlar vardır, bir kez ele geçer ve değerlendiremezsen uçup gider... Yaşamda kimi insanlar vardır, bir kez karşına çıkar ve fark edemezsen, değerini bilemezsen, uçup gider... Ve asla geri gelmezler... Dikkatli olun... Farkında olun... Ve bir düşünün... Acaba kaç kırlangıcı kovaladınız pencerenizden bugüne dek?..
30 Ekim 2008 Perşembe
Gerçek Dost
GERÇEK DOST
Ülkenin birinde iki gerçek dost yaşarmış. Birinin malı, ötekinin malı gibiymiş. Anlaşılan o ülkede dostluk, bambaşkaymış... Bir gece ülkede herkes dalmış derin uykulara. Orada güneş battı mı, fırsat bu fırsat der, uykunun tadını çıkarırmış millet. Gece yarısı bizim dostlardan biri, fırlamış yatağından, koşmuş doğru dostunun evine. Uyandırmış hizmetçileri tatlı uykularından... Dostu, yukarıdan duymuş sesini. Hemen kaptığı gibi kılıcını, kesesini, koşmuş dostunun yanına... "Hayrola!" demiş, merak içinde, soluk soluğa... "Sen, kolay kolay uyandırmazsın kimseyi, uykuyu da seversin üstelik. Kumarda kaybettiysen; al şu keseyi. Evini bastılarsa; işte buradayız ben ve kılıcım. Haydi gidip haklarından gelelim. Yalnız yatamaz mı oldun yoksa??? Benim güzel cariyeyi al git öyleyse..." "Yok a canım." demiş dostu... "Ne o, ne de bu. Rüyamda biraz düsünceli gördüm seni... Sakın başı dertte olmasın deyip koştum. Kusura bakma dostum!" Gerçek bir dostu olmak ne güzel bir şey! Derdini açmanı beklemez bile... Kendi bulup söylemek ister, belki sen çekinirsin diye. Sevdiği insanın üstüne titrer, bir düşten, bir hiçten nem kapar.
Ülkenin birinde iki gerçek dost yaşarmış. Birinin malı, ötekinin malı gibiymiş. Anlaşılan o ülkede dostluk, bambaşkaymış... Bir gece ülkede herkes dalmış derin uykulara. Orada güneş battı mı, fırsat bu fırsat der, uykunun tadını çıkarırmış millet. Gece yarısı bizim dostlardan biri, fırlamış yatağından, koşmuş doğru dostunun evine. Uyandırmış hizmetçileri tatlı uykularından... Dostu, yukarıdan duymuş sesini. Hemen kaptığı gibi kılıcını, kesesini, koşmuş dostunun yanına... "Hayrola!" demiş, merak içinde, soluk soluğa... "Sen, kolay kolay uyandırmazsın kimseyi, uykuyu da seversin üstelik. Kumarda kaybettiysen; al şu keseyi. Evini bastılarsa; işte buradayız ben ve kılıcım. Haydi gidip haklarından gelelim. Yalnız yatamaz mı oldun yoksa??? Benim güzel cariyeyi al git öyleyse..." "Yok a canım." demiş dostu... "Ne o, ne de bu. Rüyamda biraz düsünceli gördüm seni... Sakın başı dertte olmasın deyip koştum. Kusura bakma dostum!" Gerçek bir dostu olmak ne güzel bir şey! Derdini açmanı beklemez bile... Kendi bulup söylemek ister, belki sen çekinirsin diye. Sevdiği insanın üstüne titrer, bir düşten, bir hiçten nem kapar.
Aşk nasıl bir duygu...
Aşk Nasıl Bir Duygu...
Napolyon bir gün düşman askerlerinden kaçarken bir bakkala girer. Bakkal Napolyonu hemen tanır ve saklar. Arkadan gelen düşman askerlerine de "şuraya doğru kaçan bir adam gördüm" der. Düşman askerleri gittikten 5 dakika sonra Napolyonun muhafızları gelir. O anda bakkal : - Efendim haddim olmayarak size bir şey sormak istiyorum. Ölümle burun buruna olmak nasıl bir duygu? diye sorduğu anda Napolyon - Bre densiz. Sen kim oluyorsun da dünyayı titreten insana böyle bir soru soruyorsun der ve muhafızlara dizin bu herifi kurşuna diye emreder. Bakkalın gözünü bağlarlar. 3 2 1 diye sayarlarken; Bakkal içinden "ne yaptım ben? Bak şimdi öleceğim." diye düşünürken bir el uzanır ve göz bağını açar. Bağı açan Napolyondur ve "işte böyle bir duygu" der. Aşk ta böyle bir duygudur. Anlatılmaz sadece yaşanır...
Napolyon bir gün düşman askerlerinden kaçarken bir bakkala girer. Bakkal Napolyonu hemen tanır ve saklar. Arkadan gelen düşman askerlerine de "şuraya doğru kaçan bir adam gördüm" der. Düşman askerleri gittikten 5 dakika sonra Napolyonun muhafızları gelir. O anda bakkal : - Efendim haddim olmayarak size bir şey sormak istiyorum. Ölümle burun buruna olmak nasıl bir duygu? diye sorduğu anda Napolyon - Bre densiz. Sen kim oluyorsun da dünyayı titreten insana böyle bir soru soruyorsun der ve muhafızlara dizin bu herifi kurşuna diye emreder. Bakkalın gözünü bağlarlar. 3 2 1 diye sayarlarken; Bakkal içinden "ne yaptım ben? Bak şimdi öleceğim." diye düşünürken bir el uzanır ve göz bağını açar. Bağı açan Napolyondur ve "işte böyle bir duygu" der. Aşk ta böyle bir duygudur. Anlatılmaz sadece yaşanır...
Aşkın gözü kördür
AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR
Bir gün Delilik yakın dostlarını kahve içmek üzere evine davet etmiş. Herkes gelmis. Kahveler icildikten sonra Delilik dostlarına saklambaç oynamayı önermiş. Saklambaç mi? O da nedir? diye sormuş Merak. -Saklambaç bir oyundur. Sizler saklanırken ben yüze kadar sayacağım. Saymayı bitirdiğimde ilk bulacağım kişi benden sonraki ebe olacaktır. Korku ve Tembellik dışındakiler Delilik'in önerisini derhal kabul etmişler. -1..., 2..., 3... diye yüksek sesle saymaya başlamış Delilik. Acelecilik, ilk bulduğu yere kendini atıvermiş. Utangaçlık, her zamanki alışkanlığıyla bir ağacın gölgesine ilişmiş. Neşe, bahçenin orta yerine doğru yönelmiş. Hüzün, saklanacak yer bulamadığından ağlamaya koyulmuş. Kıskançlık, Başarı'nın pesinden giderek yani başındaki bir kayanın ardına sığınmış. Delilik saymayı sürdürmüş... Umutsuzluk, Delilik'in doksan dokuza geldiğini duyduğunda iyiden iyiye umutsuzluğa kapılmış. - YÜZ ! diye haykırmış Delilik, Saklanmayan ebedir, aramaya başlıyorum. İlk sobelenen Merak olmuş. Birinci kurbanın kim olacağını o kadar merak ediyormuş ki, saklanmayı ihmal etmiş. Bahçe duvarına baktığında, Delilik Kararsizlik'i fark etmiş; üzerine tünemiş olduğu duvarın hangi tarafına saklanacağını düşünmekle meşgulmüş ve hemen ardından Neşe'yi, Hüzün'ü, Utangaclik'i sobelemiş. Herkes yeniden bir araya geldiğinde Merak sormuş: Aşk nerede? Hiç Aşk'ı gören oldu mu? Delilik, Aşk'ı aramaya koyulmuş. Dağlara çıkmış, nehirlerin yataklarına bakmış, ama Aşk'ı hiç bir yerde bulamamış. Çaresiz arayışını sürdüren Delilik, bir gül ağacı ile karsılaşmış. Eline geçirdiği bir çalıyla ağacın dallarını, yapraklarını yoklamış. Aniden tiz bir çığlıkla irkilmiş. Acıyla bağıran Aşk, diken batan gözünü tutuyormuş. Delilik ne yapacağını bilememiş. Özür dilemiş, yalvarmış yakarmış Aşk'a kendisini affetmesi için. O kadar üzülmüş ki, bir daha hayat boyu yanından ayrılmayacağını bile vaat etmiş. Acısı biraz dinen Aşk sonunda özürleri kabul etmiş. O günden beri Aşk'ın gözü kördür ve Delilik hep yanı başındadır... ------------------
Bir gün Delilik yakın dostlarını kahve içmek üzere evine davet etmiş. Herkes gelmis. Kahveler icildikten sonra Delilik dostlarına saklambaç oynamayı önermiş. Saklambaç mi? O da nedir? diye sormuş Merak. -Saklambaç bir oyundur. Sizler saklanırken ben yüze kadar sayacağım. Saymayı bitirdiğimde ilk bulacağım kişi benden sonraki ebe olacaktır. Korku ve Tembellik dışındakiler Delilik'in önerisini derhal kabul etmişler. -1..., 2..., 3... diye yüksek sesle saymaya başlamış Delilik. Acelecilik, ilk bulduğu yere kendini atıvermiş. Utangaçlık, her zamanki alışkanlığıyla bir ağacın gölgesine ilişmiş. Neşe, bahçenin orta yerine doğru yönelmiş. Hüzün, saklanacak yer bulamadığından ağlamaya koyulmuş. Kıskançlık, Başarı'nın pesinden giderek yani başındaki bir kayanın ardına sığınmış. Delilik saymayı sürdürmüş... Umutsuzluk, Delilik'in doksan dokuza geldiğini duyduğunda iyiden iyiye umutsuzluğa kapılmış. - YÜZ ! diye haykırmış Delilik, Saklanmayan ebedir, aramaya başlıyorum. İlk sobelenen Merak olmuş. Birinci kurbanın kim olacağını o kadar merak ediyormuş ki, saklanmayı ihmal etmiş. Bahçe duvarına baktığında, Delilik Kararsizlik'i fark etmiş; üzerine tünemiş olduğu duvarın hangi tarafına saklanacağını düşünmekle meşgulmüş ve hemen ardından Neşe'yi, Hüzün'ü, Utangaclik'i sobelemiş. Herkes yeniden bir araya geldiğinde Merak sormuş: Aşk nerede? Hiç Aşk'ı gören oldu mu? Delilik, Aşk'ı aramaya koyulmuş. Dağlara çıkmış, nehirlerin yataklarına bakmış, ama Aşk'ı hiç bir yerde bulamamış. Çaresiz arayışını sürdüren Delilik, bir gül ağacı ile karsılaşmış. Eline geçirdiği bir çalıyla ağacın dallarını, yapraklarını yoklamış. Aniden tiz bir çığlıkla irkilmiş. Acıyla bağıran Aşk, diken batan gözünü tutuyormuş. Delilik ne yapacağını bilememiş. Özür dilemiş, yalvarmış yakarmış Aşk'a kendisini affetmesi için. O kadar üzülmüş ki, bir daha hayat boyu yanından ayrılmayacağını bile vaat etmiş. Acısı biraz dinen Aşk sonunda özürleri kabul etmiş. O günden beri Aşk'ın gözü kördür ve Delilik hep yanı başındadır... ------------------
Hüzün
Hüzün
Daha 18 yasındaydı , ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapamıştı kendisini. Sokağa çıkmıyordu. Annesi...Birde kendisi... O kadar dı bütün hayatı... Bir gün fena halde sıkıldı,dayanamadı,attı kendini sokağa... Bir yığın vitrinin önünden geçti. Tam cd satan bi dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü , kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genc kıza bidaha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genc kızdı tezgahtar. Hani ilk bakışta aşk derler ya öyle takılıp kalmıştı işte.. İçeri girdi Kız gülümseyerek koştu ona ->Size nası yardım edebilirim? diye Nasıl bir gülümsemeydi o. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı Kekeledi, geveledi sonra ->evet su cd yi bana sararmısınız? Kız cd yi aldı , içeri gitti Az sonra elinde paket edilmiş geldi. Aldı pakedi , çıktı dükkandan , evine döndü,açmadan dolaba attı... Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana Gene bir cd gösterdi kıza , sardırdı , aldı eve getirdi ,attı paketi dolaba , gene açmadan... Günler hep alınan sarılan cd lerle geçti. Kıza açılmaya bi türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda Annesi ->Git konuş oğlum , ne var bunda? dedi... Ertesi sabah bütün cesaretini topladı ve erkenden dükkana gitti. Bir cd secti . Kız gülerek aldı plağı arkaya gitti paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda Sizinle bir gece çıkabilirmiyiz diye yazdı altına telefon numarasını ekledi notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra pakedini alıp kaçtı gine dükkandan.. 2 gün sonra evin telefonu çaldı Anne açtı telefonu Cd dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan Delikanlıyı istedi. Notunu daha yeni bulmuştu Anne ağlıyordu.. Duymadınız mı? dedi Dün kaybettik oğlumu.. Cenazeden bikaç gün sonra , anne oğlunun odasına girebildi sonunda.. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı... Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü Paketleri aldı , oğlunun yatagına oturdu ve birtanesini açtı.. İçinde bir cd vardı birde minik not ''merhaba sizi öyle tatlı buldum ki daha yakından tanımak istiyorum bir akşam birlikte cıkalım sevgiler '' Anne bir paketi daha açtı.. Ondada bir cd ve bir not vardı ''Siz gerçekten çok tatlı birisiniz hadi beni bu gece davet edin artık. sevgiler''
Daha 18 yasındaydı , ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapamıştı kendisini. Sokağa çıkmıyordu. Annesi...Birde kendisi... O kadar dı bütün hayatı... Bir gün fena halde sıkıldı,dayanamadı,attı kendini sokağa... Bir yığın vitrinin önünden geçti. Tam cd satan bi dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü , kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genc kıza bidaha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genc kızdı tezgahtar. Hani ilk bakışta aşk derler ya öyle takılıp kalmıştı işte.. İçeri girdi Kız gülümseyerek koştu ona ->Size nası yardım edebilirim? diye Nasıl bir gülümsemeydi o. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı Kekeledi, geveledi sonra ->evet su cd yi bana sararmısınız? Kız cd yi aldı , içeri gitti Az sonra elinde paket edilmiş geldi. Aldı pakedi , çıktı dükkandan , evine döndü,açmadan dolaba attı... Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana Gene bir cd gösterdi kıza , sardırdı , aldı eve getirdi ,attı paketi dolaba , gene açmadan... Günler hep alınan sarılan cd lerle geçti. Kıza açılmaya bi türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda Annesi ->Git konuş oğlum , ne var bunda? dedi... Ertesi sabah bütün cesaretini topladı ve erkenden dükkana gitti. Bir cd secti . Kız gülerek aldı plağı arkaya gitti paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda Sizinle bir gece çıkabilirmiyiz diye yazdı altına telefon numarasını ekledi notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra pakedini alıp kaçtı gine dükkandan.. 2 gün sonra evin telefonu çaldı Anne açtı telefonu Cd dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan Delikanlıyı istedi. Notunu daha yeni bulmuştu Anne ağlıyordu.. Duymadınız mı? dedi Dün kaybettik oğlumu.. Cenazeden bikaç gün sonra , anne oğlunun odasına girebildi sonunda.. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı... Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü Paketleri aldı , oğlunun yatagına oturdu ve birtanesini açtı.. İçinde bir cd vardı birde minik not ''merhaba sizi öyle tatlı buldum ki daha yakından tanımak istiyorum bir akşam birlikte cıkalım sevgiler '' Anne bir paketi daha açtı.. Ondada bir cd ve bir not vardı ''Siz gerçekten çok tatlı birisiniz hadi beni bu gece davet edin artık. sevgiler''
etkileyici ve gerçek hikayeler
İTFAİYECİ ÇOCUK
Anne, lösemiyle savaşan altı yaşındaki oğluna bakarken dalıp gitmişti. Kalbi, acı içinde olmasına rağmen, kararlılık duygusunun da etkisini hissediyordu. Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini ve umutlarını gerçekleştirmesini istemişti. Ama bu, artık mümkün değildi. Löseminin buna fırsat tanıması olası değildi. Oysa o oğlunun hayallerini gerçekleştirmesini istiyordu.- “Bob! Büyüyünce ne olmak istediğini hiç düşündün mü? Hayatında neler olmasını dilediğin ve hayal ettiğin oldu mu?” diye sordu..- “Anneciğim, ben büyüyünce hep itfaiyeci olmak istedim”. Anne gülümsedi ve... “Dileğini gerçekleştirebilecek miyiz bir bakalım” dedi.Daha sonra, Arizona’daki itfaiye müdürlüğüne gitti ve orada yüreği en az Arizona kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Ona oğlunun son isteğinden söz etti ve oğlunun itfaiye arabasına bınip şehirde küçük bir tur atmasının mümkün olup olmadığını sordu.- “Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı saat yedide hazır ederseniz, onu o gün şeref konuğu yapar, itfaiyeci kimliğine büründürürüz. Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir, bizimle yemek yer, yangın söndürmeye gelir. Hatta bize ölçülerini verirsen, ona üzerinde Arizona itfaiyecilerinin sarı renk üzerine işlenmiş ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir, lastik botları ısmarlarız. Hepsi Arizona’da üretiliyor.”Üç gün sonra, itfaiyeci Bob’u aldı, ona elbisesini giydirdi ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti. Bob, itfaiye arabasına kuruldu ve müdürlüğe doğru yol almaya başladı. Kendini çok mutlu hissediyordu.O gün Arizona’da tam üç yangın ihbarı olmuştu. Değişik itfaiye arabalarına, hatta itfaiye Müdürlüğünün özel arabasına da binmişti.Yerel televizyonlar da onu izleyip, çekmişlerdi.Hayallerinin gerçek olması, gösterilen sevgi ve ilgi, Bob’u o kadar etkilemişti ki, doktorların söylediğinden tam üç ay daha fazla yaşamıştı.Bir gece bütün yaşam belirtileri dramatik bir şekilde yok olmaya başlayınca, hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire, aile bireylerini hastaneye çağırdı. Daha sonra Bob’un itfaiyede geçirdiği günü hatırladı ve itfaiye müdürlüğüne telefon açıp Bob’un bu dünyaya veda ederken yanında, özel kıyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulundurulmasının mümkün olup olamayacağını sordu.İtfaiye Müdürü;- “Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Beş dakika içinde oradayız. Bana bir iyilik yapar mısınız? Sirenlerin çaldığını duyduğunuzda, yangın olmadığı anonsunu yaptırabilir misiniz? Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını ziyarete geldiklerini söyleyiniz ve lütfen onun odasının penceresini açınız” diye yanıtladı.Yaklaşık beş dakika sonra hastaneye çengel ve merdiven taşıyan kamyonet ulaştı. Merdiveni açtı ve Bob’un 3.kattaki odasına doğru yaklaştı. Tam ondört itfaiyeci Bob’un odasına tırmandılar. Annesinin izniyle onu kucakladılar ve ona onu ne kadar sevdiklerini söylediler. Ölümle pençeleşen Bob itfaiye müdürüne baktı ve;- “Efendim ben şimdi gerçekten itfaiyeci miyim?” diye sordu.- “Bundan şüphen mi var Bob?” diye yanıtladı müdür. Bu kelimelerden sonra Bob gülümsedi ve gözlerini sonsuza dek kapattı.Belki unuttunuz, belki hatırlamıyorsunuz, belki de çok duygusuz, çok katı oldunuz; ama bilin ki “HAYAT, SEVGİ VE UMUT SAÇMAKTIR.” Eğer bunu okuyunca gözleriniz dolmuyorsa sizin için yapılacak bir şey kalmamış demektir.. Yok eğer doluyorsa o zaman sevdiklerinizin kıymetini bilin ve gerçek sevginizi ortaya koyun.
Anne, lösemiyle savaşan altı yaşındaki oğluna bakarken dalıp gitmişti. Kalbi, acı içinde olmasına rağmen, kararlılık duygusunun da etkisini hissediyordu. Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini ve umutlarını gerçekleştirmesini istemişti. Ama bu, artık mümkün değildi. Löseminin buna fırsat tanıması olası değildi. Oysa o oğlunun hayallerini gerçekleştirmesini istiyordu.- “Bob! Büyüyünce ne olmak istediğini hiç düşündün mü? Hayatında neler olmasını dilediğin ve hayal ettiğin oldu mu?” diye sordu..- “Anneciğim, ben büyüyünce hep itfaiyeci olmak istedim”. Anne gülümsedi ve... “Dileğini gerçekleştirebilecek miyiz bir bakalım” dedi.Daha sonra, Arizona’daki itfaiye müdürlüğüne gitti ve orada yüreği en az Arizona kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Ona oğlunun son isteğinden söz etti ve oğlunun itfaiye arabasına bınip şehirde küçük bir tur atmasının mümkün olup olmadığını sordu.- “Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı saat yedide hazır ederseniz, onu o gün şeref konuğu yapar, itfaiyeci kimliğine büründürürüz. Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir, bizimle yemek yer, yangın söndürmeye gelir. Hatta bize ölçülerini verirsen, ona üzerinde Arizona itfaiyecilerinin sarı renk üzerine işlenmiş ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir, lastik botları ısmarlarız. Hepsi Arizona’da üretiliyor.”Üç gün sonra, itfaiyeci Bob’u aldı, ona elbisesini giydirdi ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti. Bob, itfaiye arabasına kuruldu ve müdürlüğe doğru yol almaya başladı. Kendini çok mutlu hissediyordu.O gün Arizona’da tam üç yangın ihbarı olmuştu. Değişik itfaiye arabalarına, hatta itfaiye Müdürlüğünün özel arabasına da binmişti.Yerel televizyonlar da onu izleyip, çekmişlerdi.Hayallerinin gerçek olması, gösterilen sevgi ve ilgi, Bob’u o kadar etkilemişti ki, doktorların söylediğinden tam üç ay daha fazla yaşamıştı.Bir gece bütün yaşam belirtileri dramatik bir şekilde yok olmaya başlayınca, hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire, aile bireylerini hastaneye çağırdı. Daha sonra Bob’un itfaiyede geçirdiği günü hatırladı ve itfaiye müdürlüğüne telefon açıp Bob’un bu dünyaya veda ederken yanında, özel kıyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulundurulmasının mümkün olup olamayacağını sordu.İtfaiye Müdürü;- “Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Beş dakika içinde oradayız. Bana bir iyilik yapar mısınız? Sirenlerin çaldığını duyduğunuzda, yangın olmadığı anonsunu yaptırabilir misiniz? Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını ziyarete geldiklerini söyleyiniz ve lütfen onun odasının penceresini açınız” diye yanıtladı.Yaklaşık beş dakika sonra hastaneye çengel ve merdiven taşıyan kamyonet ulaştı. Merdiveni açtı ve Bob’un 3.kattaki odasına doğru yaklaştı. Tam ondört itfaiyeci Bob’un odasına tırmandılar. Annesinin izniyle onu kucakladılar ve ona onu ne kadar sevdiklerini söylediler. Ölümle pençeleşen Bob itfaiye müdürüne baktı ve;- “Efendim ben şimdi gerçekten itfaiyeci miyim?” diye sordu.- “Bundan şüphen mi var Bob?” diye yanıtladı müdür. Bu kelimelerden sonra Bob gülümsedi ve gözlerini sonsuza dek kapattı.Belki unuttunuz, belki hatırlamıyorsunuz, belki de çok duygusuz, çok katı oldunuz; ama bilin ki “HAYAT, SEVGİ VE UMUT SAÇMAKTIR.” Eğer bunu okuyunca gözleriniz dolmuyorsa sizin için yapılacak bir şey kalmamış demektir.. Yok eğer doluyorsa o zaman sevdiklerinizin kıymetini bilin ve gerçek sevginizi ortaya koyun.
28 Ağustos 2008 Perşembe
27 Ağustos 2008 Çarşamba
Bozüyük
BOZÜYÜK
Antik adı Lamunia olan Bozüyük, Frig, Pers ve Roma dönemlerinde gelişi. Ancak kentte görülebilecek tarihi eserlerin tamamı Osmanlı dönemine ait. Cumhuriyet meydanındaki Kasım Paşa Camisi ve Külliyesi bu yapıların en önemlisidir.
Bozüyük çevresinde çok sayıda mesire yeri ve gölet bulunuyor. İlçe merkezine 7 km uzaklıktaki Türbin mesire yeri, gerek Bozüyük’lülerin, gerekse Eskişehir’lilerin başlıca piknik alanları arasında bulunuyor. Mesire yerine 2 km uzaklıktan çıkan Karasu çayı, yeşillikler içindeki mesire yerinden geçiyor. Çevrede piknik masaları ve iki de salaş lokanta bulunuyor. Biraz ötedeki alabalık çiftliğinde yetiştirilen alabalıklardan satın alabilir, kendiniz pişirebilir ya da lokantalarda yiyebilirsiniz.Dodurga kasabasına 2 km uzaklıktaki Dodurga Baraj gölünün çevresi de piknik ve kamp için uygundur. Gölde tatlı su sazanı ve aynalı sazan yetiştiriliyor
BOZÜYÜK'TEN KARELER






BOZÜYÜK'TEN HABERLER İÇİN
17 Ağustos 2008 Pazar
videolar
Alişan'ın son albümünden güzel bir şarkı Sordun mu?
Uğur Karakuş Bana mı Sordun?
Uğur Karakuş Bana mı Sordun?
Etiketler:
alişan,
bana mı sordun,
sordun mu,
uğur karakuş,
video indir,
video izle
4 Ağustos 2008 Pazartesi
önerdiğim kitaplar
1)TUNA KİREMİTÇİ-AŞK NEYİN KISALTMASI?
2)JEAN CHRİSTOPHE GRANGE-KURTLAR İMPARATORLUĞU

3)MAEVE BINCHY-AŞK,BİR KERE

4)MÜMİN SEKMAN-HER ŞEY SENİNLE BAŞLAR

5)PEYAMİ SAFA-DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU

kaynak:
27 Şubat 2008 Çarşamba
21 Şubat 2008 Perşembe
duyurular
UŞAK ÜNİVERSİTESİNDE OKUYAN ARA SINIFLAR İÇİN HARÇ PARALARI 15-17 EYLÜL 2008 TARİHLERİ ARASI GARANTİ BANKASINA YATIRILACAKTIR.
UŞAK ÜNİVERSİTESİ AKADEMİK KARİYER KULÜBÜNÜN WEB SİTESİAÇILDI.
http://www.akademikkariyerkulubu.com/
UŞAK ÜNİVERSİTESİ AKADEMİK KARİYER KULÜBÜNÜN WEB SİTESİAÇILDI.
http://www.akademikkariyerkulubu.com/
Etiketler:
akademik,
kariyer,
klübü,
uşak üniversitesi,
website
18 Şubat 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














